Özgürlük teması üzerine çeşitleme
“…bir yazar olarak, ne dinden, devletten, askerden, siyasetten, ahlaktan, sanatçıdan, ne de bir başka kimseden söz etmediğim sürece, iki-üç yetkilinin denetimi dışında, özgürce her düşündüğümü yazıp, yayınlayabilirim.” Beaumarchais, Monologue de Figaro V. perde 3. sahne.
Yukarıdaki alıntıda, yazar Beaumarchais, Fransız devrimini önceleyen salt monarşi döneminden söz ediyor. Fransa’da özgürlüğü sınırlayan denetimcilik yasalarına karşı ayaklanan “sans culottes”lar 1789 da Bastille’yi ele geçirmişlerdi. Monarşi son buldu, oysa, yazarın tümcesi yeryüzündeki geçerliliğini henüz yitirmemiş görünüyor.
Bırakalım Fransa’yı bir kenara; sceptique ! Fransız toplumsal geleneği “özgürlük, eşitlik…” ve yöntemli Descartes kuşkuculuğuna dayanır.
Doğu ve Batı arasında çekişen Türkiye ise özgürlük anlayışını bu çekişmede buluyor.
Gazetelerin sayfalarını karıştırdığınızda tüm soruların, ve konuların “yolsuzluk” dosyaları üzerine yoğunlaştığı izlenimini edinmek pek güç değil. Hayranlık duyduğumu saklayamayacağım bir kaç köşe yazarı korkusuzca “yolsuz” davranışların üzerine gidiyor… Başbakan, bazı gazetelerde “günah keçisine” dönüşmüş. Cumhurbaşkanı ise dış siyasette de sempati toplamakta güçlük çekiyor; Avrupa ve Kıbrıs’tan sonra, -bir sol parti lideri tarafından- Baku yerine Erivan’a gitmekle suçlanmakta. Laikler islam’a, islamcılar laiklere açıkca saldırıyor. Bazıları için bir sosyal panacea, “her derde deva ilaç”, bazılarına ise bir tehdit oluşturan AB gündemi de, ulusalcılarla avrupa’cılar arasında bir başka ideolojik çelişme nedeni.
Türkiye’de kurumlar, siyasetçiler, yazarlar çatışmayı özgürce bir tutum, dünyaya bakış, düşünce ifade etme biçimi, ötesi, vazgeçilmez bir habitus olarak görüyor.
Özgürlüğün tanımı ? Farklı düşünebilme olasılığı…ve farklı olana hoşgörü.
Bu anlamda, bir topluluğun, bir politikanın ya da bir gazetenin diğerlerinden farkını gösteren bir bayrakla öznel ideolojisini savunması özgürlük düşüncesini yalnızca futbol taraftarı konuma indirger. Özgür düşünceyle ilgili bir başka karşıtlam: Kıbrıs, Ermeni, Kürt çerçevesinde herhangi bir görüş belirtilmesinin özdenetim gerektirmesi kimseye şaşırtıcı görünmüyor… Oysa, özgürlük, bir anlamda yanılgıya şans tanımak değil midir ?
İçinde yaşadığımız sivil çatışma, ulusalcı ilkelerimize aykırı düşmezken, diplomasiyi “devekuşu siyasetine” çevirmekle, Avrupa ve Amerika’ya karşı “kuşatılmışlık” psikolojisi içinde komplo teorileri üretmekle ulusçuluktan çok şovenlik gösteriyoruz.Çatışma nedenleri değişse de, batıl inanç, dogma ve önyargılarımız hep aynı.
ઍÜlkemizde düşünce özgürlüğünün ayrıcalıklı olup olmadığına değin bir gizemi aydınlatmak isterdim: hangi ölçüte dayanarak, bir Türk roman yazarı yasaklara parmak bastığında hayranlık topluyor da, bir başka Türk roman yazarının yazgısı birkaç tümcesi için provokasyon ve sürgünle son buluyor ?
Sanki, eleştirmek için ölçütler değiştiriliyor, kurallar istenen sonuca göre saptanıyor…
ഌLenin’in devrim sırasında yazdığı bir kitabın başlığına gönderme yaparak sorguluyorum: Ne yapılmalı ?
Çetrefil amaçları insanlara siyasetçiler değil düşünürler yükler: bir düşünür demiş ki, “toplumlar özgürlüklerini öz-eleştiriyle kazanırlar”.
Bu kez Doğu’dan bir örnek vermek istiyorum : Hindistan ! Hint demokrasisi hinduizmin yazgıcılığına bir özeleştiri olarak en yoksul kast “dalit”lere pozitif ayrımcılık uyguluyor ve nüfusun en yoğun olduğu Uttar Pradesh’i bu snıftan gelen bir kadın başbakan yönetiyor.

